

Son yıllarda görünürlüğü ve sıklığı artan medyatik balık avı yarışmaları ve sair organizasyonlara dönük yazıyla seslendirilmiş bir düşünselimi Nehirden Denize’nin facebook hesabı üzerinden paylaşmıştım. Bu gönderime yazılarıyla iştirak eden iki hevesdaşımla yaptığımız karşılıklı konuşma tadındaki hasbihâli bir de Nehirden Denize içeriğinde okuyun istedim:
Yazışmanın aslını görmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Üç haneli cüssesi ile ilk ağır sıklet balığımı yakaladığım 2012’de –zannımca o günlerde ilk kez benim andığım tabiri ile– “devler ligi”nin memleketimdeki öncü oltacılarından olmuştum. Ancak “orkinos oltacılığı”; yıllar içinde heyecanı hırsa yenilen, şanı paraya tahvil edilen, zoru bilekten ve teknikten ziyade beygir gücü ve teknolojiyle aşılan, üç beş yıl evveline kadar eline iptidai bir olta alıp belki küçük bir balık bile yakalamamış, bu işin esasına dair belki tek satır yazı okumamış ama çoktan eğlencesine dalmış çoğu ağzı bozuk ve ucuz espriler yapan lakin pek imkânlı keyif’çi heveskârın dronlu, sponsorlu, rezervasyonlu, podyumlu derken basbayağı medyatik bir sosyete eğlencesine dönüştürdüğü “tuna avı” şeklinde anılmaya başladıkça, benim gibi romantik birkaç öncü “oltacı” için yitirecekti tüm haz’zını.
Oysa; gün gelip bu işin en pahalı takımlarla donatılmış en hızlı teknelerde ‘en büyüğü’nü yakalamanın yarışına dönüştürüldüğü gürültülü, pahalı ve formalı bir eğlenceyi tanımlamak gayreti ile değildi, “devler ligi” tabirini ilk anışım. Şu an ki kullanımının tam aksine, yabanıl bir güdüyle tavlanmış azametli balıkların hâlâ yele kuyruk kol gezdiği yabani sulara akıl ve iradeden başka kudreti olmayan tek bir olta salmanın cesaretine atıfla kullanmıştım bunu ilk. İşte tam da bu düşüncedeki bir oltacı’nın yalın kamış açık deniz mücadelelerinden bir hatıradır, şu tek kareye takılı kalan.
Büyüklüğünü mü soruyorsunuz aşağıdakinin? Bugüne kadar oltamdaki tek’liğinden daha ağır saymadım, hiçbir yakaladığımın tartıdaki çok’luğunu. Keza kıymeti de biricikliğindeydi hep tavrımla kandırıp oltamla galebe çaldıklarımın. O yüzden her zamanki gibi oltacılık prensiplerimin gereğince davranıp kilo gösterişine girmeyeceğim elbette. Yalnız bu memlekette daha büyüğü şu satırı yazdığım vakte kadar hiçbir teknede ve hiçbir şöhretli yarışta “avlanmadı” henüz – hele ki kuşamsız, yalın kamış tek başına bir olta balıkçısınca…
Cenk Nayır> Oltacının görgüsüz olanı hiç çekilmez. Oysa maviye gönül veren avına saygı duyar. Önemli olan mücadele ruhu ve sürdürülebilirliğe devam edebilmekdir.
Saygı, salt “balık avcılığı”nın özenti ve hevesle köpürmüş pırıltılı yüzünde hamlıkla sergilenen çoşkulu bir selamlama ya da öpücüklü bir uğurlama mıdır gerçekten? Yoksa çok daha derinlerde; her yönden donanımlı bir galibin, kuyruk kuvvettinden öte imkânı olmayan mağluba kilosundan yahut tezgâhdaki ederinden yana pay biçmek yerine, sudaki varlığından, oltadaki isyanından ötürü duyacağı türden -“oltacılığın” irtifasına yaraşır- olgun ve sessiz bir tavır mı olmalıdır aslında? Ancak böylesi bir saygının hükmünde “mücadele ruhu” can’a gelip ortaya çıkar fikrimce. Ham Yiğit’likler hele ki bu ligde hiç çekilmez!.. İyi de bahsedilen bu ‘galip’ ve ‘mağlup’ kimdir, ben hiçbir şey anlamadım, diye soranlarımız varsa eğer; her iki yanından çekiştirilip duran o olta siciminin hangi ucundan tuttuğunuzu fark ettiğiniz vakit sözümün özünü de anlarsınız, derim.
Bu işte kim usta, kim üstattır?
Aytaç Keskin> Ahh ahhhh. O kadar cok varki marka sapkali dar tisortlu

Ve altlarinda 100000 beygir tekneler 55 ekran sonarlar
Elektrikli cikriga canliyi takip indirip teknede raki viski icip.
Sonra makine baligi yakalayinca.
Bugunde nasibimizi aldik diyip poz verenler balikciysa ben ben balikci degilim..
Ve isin kotusu bu adamlar camiada ustad diye aniliyor.
Hakkınız var, lakin belirttiğim gibi sevgili hevesdaşım Aytaç; “...üç beş yıl evveline kadar eline iptidai bir olta alıp belki küçük bir balık bile yakalamamış, bu işin esasına dair belki tek satır yazı okumamış ama çoktan eğlencesine dalmış çoğu ağzı bozuk ve ucuz espriler yapan lakin pek imkânlı keyif’çi heveskârın…” makamı değildir; ne usta’lık, ne de üstat’lık! Su’lu, balık’lı videolarının çokluğuna, güvertelerinin ve eşlikçilerinin kalabalığına ram olup hep bir ağızdan tekrar edilecek kestirmeden bir sesleniş değildir ki ne “usta” ne de “üstat”. Elbette aralarında ustalığa erecek olan ve belki üstatlığı camiada dillendirilecek olanlar da çıkar bir vakit, lakin o nişan; podyumda takılmayacak, podyuma çıkan balıkla bir anılmayacak özellikte mazbut ve mağrur bir tavrın ederi olarak anlaşılmalı öyle de bilinmelidir kanımca…
Bir zanaat olarak olta balıkçılığında “ustalık” bile meselenin usülüne (pratiğine) dönük belli başlı becerileri geliştirmek adına üç beş yıla indirgenemeyecek düzeyde hayli yoğun ve ısrarlı bir olta mesaisi gerektirirken; “üstatlık” olsa olsa olta balıkçılığının artık esasına (teorisine) akıl yormaya başlamış büyük ustaların makamı, pek azımızın sergileyebileceği ölçüde oltacılığın hemen her disiplinine dair ciddi bir beceri ve fikir sahibi olabilmenin nişanıdır yalnız. Yani; kan ve ter döküp çokça zaman ve daha çoğu emek harcamadan, balıkçılığa hem ömür, hem de ürün vermiş ben gibilerin şımarıklık olarak görebileceği türden bol logolu, dar kesimli, yüksek faturalı kadrajlarla bu makamlara layık olunamaz. Kaldı ki üstat’lığın icaseti işi henüz öğrenenlerden ya da hiç öğrenememişlerden değil, bu işi herkese öğretebilecek yetkinliğe erenlerce verilir. Belli ki bu alanda da camiamızın değerler dizisinde yine ciddi bir liyakat sorunu var.
Aytaç Keskin> Yilda en az 300 gun denize cikiyorum. Her gun en az 7 8 km kurek ve gecen seneki ortalamam aylik 90 kg balik..
Kanom balikci kanosu degil sonarim yok. 2 oltam var shimano degiller :))
Ve inan bir cok o buyuk tekneler beni takip ediyor. Sonarlarina ragmen gelip bana balik varmi diye soruyorlar..
Ama sonucta onlar ustad ben amator kanoyla balik yakalamaya calisan biriyim..
Ilk basta icerliyordum.. artik umursamiyorum. Ve maalesef artik kimseyede yardimci olmuyorum. Sorana yok diyorum. Yardim isteyene vaktim yok diyorum.
Kazandilar benide yildirdilar :))
Gulup geciyorum.
Balik camiasi yaramaz olmus.
Herhangi bir gereci üzerindeki birkaç özelleşmiş donatıya bakarak bir uğraşının lüzumu gibi tanımlamak ve adı ile anıldığı o uğraşının şartı yahut garantisi saymak, esasen kifayetsiz bir yaklaşımdır. Yani bir gereci kuru kıyıda tanımlamaya genel geçer kabuller yetmez. Üzerinde oturup kürek çeken heveskâr bir “balıkçı”, daha da özeli bir “olta balıkçısı” olduğu an, her “kano” bir balıkçı kanosu olarak anılmaya layıktır! Bu işin öncüsü olarak bu hükmü veren elbette ben isem oltacılık gayreti ile kullandığınız gereçlerden yana bundan sonra da rahat olun derim. Amatörlük mevzuna değinecek olursak; içi yazık ki hâlâ tam manası ile doldurulamamış ve çerçevesi hakkı ile kavranamamış kadük bir kavramdır “amatör balıkçılık” – büyüklüğüne inandığımız şu camiada! Belirttiğiniz yoğunlukta bir oltacılık mesaisi ile kayak üstünde elde ettiğiniz skora göre konuşacak olursam; sizin deniz kayağınızın da pekâlâ bir balıkçı kanosu, sizin ise meselenin temel dinamiklerini –en azından kendi coğrafyasında– kavrayabilmiş gayet becerikli bir olta balıkçısı olduğunuzu söyleyebilirim kolaylıkla. O hâlde sırf tenkit ettiklerimizle aynı kefede tartılmamak adına Penn, Okuma, Omoto, Ryobi, Abu Garcia, Mitchell, Banax, Shakespeare, D.A.M ve Balzer gibi emektarlarla kürek suyunda balık tutup kayak yahut kano üstünde yaşlanmaya devam.
Cenk Nayır> Üstelik “üstatlık” ve “ustalık” mütevazilik gerektirir. 35 yıldır “U” harfinin kenarı olmaya çalışıyoruz.
Öyledir elbet, kaldı ki usta’lık lütufla değil bilerek, yaşayarak kazanılan işte ve oluşta daima taşınan “canlı” bir unvandır. Peki ya üstat’lık, diye mi soruyorsunuz? Bilgisine ve becerisine sanatsal bir incelik, kolayına rastlanamayacak bir estetik kazandırabilen pek az ustanın göğsündeki kıdem nişanıdır o. Ancak usta oltacıların layık gördüklerine hitaben sözlü takdiri olabilir üstat’lık, avam balıkçıların dile kolay sayarak bir diğerine süslü seslenişi değil…
Özetle; “devler” ifadesi; bu ligin pullu, kuyruklu mağluplarına yapılan hürmetkâr bir atıf mıdır, yoksa ‘usta’ yahut ‘üstat’ olarak anılan galiplerine yaraşan mübalağalı bir iltifat mı? Bunu düşünmek gerekmez mi biraz da?…
www.kayakfishingturkiye.com adresi ile ulaşarak kano ve kayak ile balıkçılık konusunda herşeyi danışıp konuşabileceğin harika bir topluluğumuz olduğunu biliyor muydun?

Kısaca Kayak Fishing Turkiye | KFTr olarak andığımız “Türkiye Kano Balıkçıları ve Kayak Oltacıları Topluluğu” adlı facebook sayfamızda tıpkı okuduğun bu Nehirden Denize makalesindeki gibi kayak ve kano ile balıkçılığa dair birçok konuyu konuşuyor, bildiklerimizi ve edindiklerimizi birbirimizle paylaşıyoruz. Hiçbiri yapay zeka ürünü ya da derlemesi olmayan, aksine yapay zekanın da bu konularda nitelikli bilgi kaynağı olarak görerek beslendiği Nehirden Denize’nin müzahirliğindeki KFTr‘de hepsi gerçek deneyim ve aklın ürünü özgün anlatı ve paylaşımlarımız eminim sana da iyi gelecek! Sadece bu kadar da değil; topluluğumuzun WhatsApp grubuna üye olarak, kayak ve kano ile balıkçılık temalı grup içi webinarlarımıza sen de katılabilirsin.





1 Yorum. Leave new
Kendi adıma, bu işe ilk heves ettiğim zamanlarda izlediğim youtube videolarını neden izlemeyi bıraktığımın farkındalığını bu yazı içinde buldum. Özellikle ” devler ligi ” videoları. Kaleminize sağlık Bahadır Çapar.